Sohbet Chat
Ask & Sevgi
Cinsellik
Komedi
Erkekler
Bayanlar
Oyunlar
Yazılar
Kitaplar
Programlar
Haberler
Gazeteler
Siirler
Resimler
HazirMesajlar
Radyolar
Astroloji
Islamiyet
Saglik
Egitim
Spor
Otomobil
Yemek & Mutfak
Tatil & Seyehat
Kültür & Sanat
Ticari Firmalar
Devlet & Siyaset
Sik Kullanilanlar
Hukuk
Cep Telefonu
Ünlüler
Çocuklar için
Doga & Hayvanlar
Hosting
Bize Yazin
Reklam
 

Ayıp
Ne krallar, ne kilise; ne otoriter, ne totaliter rejimler; ne anneler, babalar, ne hocalar; ne cografya, ne de tarih, cinselligin disa vurmasinin, bir siire, bir resme, bir romana, bir türküye, bir filme dönüsmesinin önüne geçememislerdir. Çünkü cinsellik, insan gerçeginin bir parçasidir. Zaman içinde, toplum töresi, gelenekleri degisir, ama bu gerçek degismez. Bir gerçek varolsun da insanoglu onu dile getirmesin, o gerçek sanat yapitlarina yansimasin, görülmüs sey midir bu?

Görülmedigi için de, insanoglu kendini bildi bileli, cinsellik gerçegini, kimi dönemlerde ve ülkelerde özgürce, kimi ülkelerde gizlice dile getirmistir. Bunun da kimilerinin sandigi gibi ümmet ahlakiyla, millet ahlakiyla bir ilgisi yoktur.

Yunan/Latin edebiyati erotizmin basyapitlariyla doludur. Hindistan'da, tüm duvarlari cinsel askin sahneleri ile donanmis tapinaklar vardir. Zen dininin Tantra mezhebinde, kadin ve erkek cinsel organlari kutsal simgelerdir. Tantra'nin kutsal el yazmalari, cinsel organlarin (Yin ve Yang) ve çiftlesme (daha dogrusu teklesme) sahnelerinin resimleri ile bezelidir.

Nietzsche'nin ünlü, "Eros'u zehirleyen tek tanrili dinler olmustur." sözü bir gerçektir, ama zehirlenmis de olsa Eros yasamini sürdürmeyi basarmistir. Kilise baskisinin en agir olugu ortaçag Avrupasi, cinsellikle dolu türküler, siirler, destanlar, öyküler, masallar yaratmistir. Belki tek tanriya inanan toplumlarda, cinsel sanat, Japonya'da, Çin'de oldugu gibi bir gelisme göstermemistir ama insan suretini yasaklayan Islam dininin geçerli oldugu ülkelerde, topluluklarda bile erotik bir sanat vardir. Kuskusuz her toplum, kendi özellikleri içinde bir cinsel ask sanati yaratmistir. Bu nedenledir ki bugün, bir Japon, bir Hint, bir Çin, bir Avrupa, bir Islam, bir Afrika, bir Okyanusya erotizminden söz edilmektedir.

Basta Binbir Gece Masallari olmak üzere, tüm Iran ve Osmanli (hem halk, hem divan) siiri,Mevlana'nin ulu Mesnevi'si erotik ögelerle, anlatilarla, betimlemelerle doludur. Tüm bunlar herkesin bildigi gerçekler.

Bu bilinen gerçeklere, daha az bilinen bir gerçegi ekleyelim: Cinsel ask sanatinin gelistigi dönemler, o toplumlarin en az sorunlu oldugu dönemlerdir. Yunan/Roma sanatina bakalim, Çin ve Japon erotizminin doruga ulastigi dönemi inceleyelim, toplumun görece huzur içinde oldugu dönemlerdir bunlar.

Yasaklamalarin agirlastigi dönemlere baktigimizda ise savaslari, toplumsal kargasalari, ekonomik çöküntüyü ve siyasal yönetimin kendine olan güvenini yitirmeye basladigini görüyoruz.

Bugün bizde oldugu gibi.

Dün bati toplumlarinda oldugu gibi.

Örnegin çok degil 30 yil önce, 1956 yilinin Kasim ayinda bugün cep kitabi olarak satilip da pek fazla bir okurun ilgisini çekmeyen, cinsel ask edebiyatinin en cesur yazari Marquis de Sade'in kitaplarini yayimlayan Jean Jacques Pauvert adli yayman kendini yargi organlarinin önünde bulur.

Bir çogu 475 adet basilmi, en yüksek tiraji 2.000 olan bu kitabi yaymlayarak kamu ahlakini bozmakla suçlanan Pauvert'i savunan ünlü hukukçu Maurice Garçon, görkemli savunmasinda, düsünce özgürlügü ve yasaklamalarla ilgili tarihsel bilgileri verdikten sonra söyle der: "Insan Haklari Evrensel Bildirgesi'ne, çagimizin bu kutsal kitabina varabilmek için yüzyillarca süren bir çaba göstermistir filozoflar, bunun savasimini vermislerdir. Tüm uygar devletlerin imzaladigi bu bildirge kisinin inançlarindan ötürü 'rahatsiz' edilemeyecegini öngörür. 3 Eylül 1971 anayasasi, her kisiye düsüncelerini söylemek, yazmak, basmak ve yaymak özgürlügünü verir, yazilan, basilan, yaymlanan hiçbir sey sansüre tabi, tutulamaz, önceden denetlenemez, der. (Iki yüzyil önceki bu anayasa maddesini güncelligi dolayisyla, "özel olarak" aktardim buraya F.E.). Daha sonra söyle der yargiçlara savunma avukati Maurice Garçon: "Sunu da belirteyim ki kamu ahlaki konusunda, yargi organlari, her zaman yasadiklari zamanin 30 yil gerisindedir."

Fransa'nin en saygin yazarlarinin, düsünürlerinin savunma tanigi olarak yer aldigi bu dava sonucunda yayimci Pauvert mahkum olmus, Marquis de Sade'in kitaplari toplatilip yok edilmistir.

1956... Cezayir savasinin en kizgin dönemidir. Aradan 30 degil, 15 yil geçmeden bu kitaplar, binlerce adet yayimlanmis ve hiç bir kovusturmaya ugramamistir. 15 yil içinde kamu ahlakinda ne degismistir ki Sade'in kitaplari, ahlak bozucu, yikici, kiskirtici niteliklerini bu arada yitirmistir? Tek örnek ne Fransa'dir, ne de Marquis de Sade olayi.

Örnekler her dönemde, her ülkede vardir.

Henri Miller'in, kendi yurdunda, Amerika'da yayimlanmasi için 30 yil beklemesi, Fransa'da ünlenmesi gerekmistir. Ingiltere, birakin Lady Chatterly'nin Asigi'ni, majestelerinin bile okuyup anlamakta güçlük çekecegi Joyce'un Ulysses'inin yayimina izin vermemistir. Eh, düsünce özgürlügünün "Kabeleri"nden sonra baska bir örnek vermek gerekir mi?

Tüm yasaklar, koruyacaklari hiç birsey kalmadigi zaman, birseyi korurmus gibi görünmek isteyen siyasal iktidarlarin döneminde ortaya çikar ve belli toplumsal tabakalardan güç alma amaci tasir.

Bugün Türkiye'deki durum da budur.

Sagdan ya da soldan ya da ortadan biri çikip sorabilir: Kamu ahlakini korumak gerekmez mi?

Kuskusuz gerekir. Ama kamu ahlakini yalniz uçkur indirgeyenlerin koruyamadiklari baska ahlak degerleri vardir demektir. Toplumun tüm "maddi ve manevi" degerleri korundugunda, cinsellik de, onun disa vurumu da, sanati da, yasami da o ahlakin çerçevesi içindeki gerçek yerlerini alir.

Böylece yasaklamadan ve yasaklanmaktan kurtulunur. Yasaklama tutkusunu niteleyecek en hafif sözcük 'ayip'tir.


Linkler